|
Taraf gazetesinin Ergenekon haberleri çok popüler. Bu satırların yazarı da dikkatle bunları izlemeye çalışıyor. Ancak taraf gazetesiyle ilgili olumlu düşünceler yanında olumsuz düşünceler de taşıyor. En başta Taraf gazetesinin tarafsız olmadığını biliyor. Çünkü Ahmet Altan zaten "Tarafız" diyor.
Bu tarafgirliğin getirdiği sonuçlardan da pek memnun değil. Hele son Balyoz Drabe planı dolayısıyla ortaya dökülen gazetecilerin isminin yer aldığı listeler dolayısıyla da pek memnun değil.
Bu darbe planıyla ilgili olarak listelerin yayımlanmasında hiçbir sakınca yok tabii ki. Bana da gelse ben de yayımlardım diye düşünüyorum.
Sorun bu listeyi yayımlamakta değil. Sorun Ahmet Altan'ın daha sonra yazdığı 24 Ocak günkü yazıda. Medya, Muhalefet, İktidar başlıklı yazısıyla Altan ayıp etti. Kimlere mi? Örneğin Ruşen Çakır'a... Örneğin Erdal Güven'e...
Örnekleri çoğaltmak mümkün ama bunun pek yararı yok. Ayıp bir kişiye bile edilse yeterli. Aslında listeyi yayımladıktan sonra üzerine yazı yazmamalıydı. Çünkü o zaman olay haberi vermekten kişisel öç almaya evriliyor.
Yılmaz Özdil bana göre de faşistin teki. Bu listede ismi geçti diye değil.
Çünkü o zaten peygamberler listesinde de yer alsa bana göre faşist. Ama Ahmet Altan hazır listede adı geçmişken bir de ben giydireyim mantığıyla hareket ediyor ki bu yanlış.
O böyle yazdığı için ben Özdil'in faşistin teki olduğuna daha çok inanacak değilim.
Gazetecilerin mesleki olarak da bir ahlakları var, olmalı da.
Bu ahlak gereği haber öğesi dışına çıkıldığında sorun kişiselleştirilmemeli. O zaman olay ahlaksızlık boyutuna varabiliyor.
Ahmet Altan diyor ki bu yazısında, "Gazetelerde çıkan yazıları okuyorum. Aralarında çok dürüst insanlarımız, çok yürekli yazarlarımız var. Onları imrenerek, övünerek, sevinerek izliyoruz. Bir de darbeci makulesi var."
Ruşen darbeci makulesi öyle mi? Ruşen'in Turgut Özal'dan oğlu ve gelini için ricada bulunacak bir babası olmadı. Onun babası sıradan bir vatandaştı. Sözü Turgut Özal'a geçmezdi. Ruşen Laz oğlu Laz bir vatandaşımızdır. Devrimci olduğu için yargılanmıştır, işkence görmüştür. Ahmet Altan Ruşen'e darbeci makulesi diyor.
Erdal Güven Radikal gazetesinden tanıdığım olağanüstü akıllı bir gazetecidir. Rauf Denktaş'a rağmen Kıbrıs ile ilgili en gerçek bilgileri o verdi. Kıbrıs'la ilgili konuşmak "suç" iken o susmayanlar arasındaydı.
Tanımıyorum ama onun da babası Turgut Özal'a ricada bulunacak kadar önemli bir adam değildi sanırım. Ahmet Altan Erdal'a darbeci makulesi diyor...
Ahmet Altan'ın bu yazısının yayımlandığı gün Volkan Koç imzalı bir küçük haber Taraf'ın iç sayfalarında yer aldı. Bu yazıyı yazmama neden olan da bu haber aslında. Gazetecilerin listesini harfiyen yayımlamakta hiçbir sakınca görmeyen Ahmet Altan sıra El Kaide haberine gelince bakın nasıl vermiş:
"Eş zamanlı olarak önceki gün 16 ilde yapılan El Kaide operasyonlarında gözaltına alınan zanlılarla Türkiye'deki ABD'ye ait birimlere ve savaş gemilerine intihar saldırısı ve işadamlarına suikast yapma planları ortaya çıktı. Suikast planları, İstanbul'da 11 ilçede yapılan 29 baskında ele geçirildi. Operasyonda bir dönem ulusal bir gazetede yazarlık yapmış Mustafa K., Türkiye sorumlusu Mehmet D., askeri kanat sorumlusu Şaban Ali Y., Hasan K. ve örgütün mali işlerinden sorumlu Abdülbaki A'nın da arlarında bulunduğu 30 kişi gözaltına alındı..."
Tüm gazetelerde yer aldığı için yazmakta artık sakınca yok. Ahmet Altan'ın saklamak için "ulusal bir gazete" dediği gazetenin adı Vakit'tir. Mustafa K., Mustafa Kaplan'dır...
Vakit gazetesi söz konusu olunca bu kadar duyarlı olma ihtiyacı hisseden Ahmet Altan söz gazetecilere gelince hiçbir sınır tanımıyor. Üstelik bu gazetecilerin çoğu darbeci makulesi değil. İçlerinden bazıları bu ülkede Ahmet Altan'ın esamesi okunmuyorken askeri diktatörlüğe karşı "savaşmış" gazeteciler. Ama sivil halkı öldürmek için örgütlenen El Kaide ile ilgili haber yapılırken bakın ne kadar duyarlı Ahmet Altan.
Metin Gülbay 28.1.2010
|