|
İstanbul Dolapdere’de DTP’li göstericilere silahla saldıran ve gazetelerde fotoğrafları yayınlanan saldırganlar hemen o akşam serbest bırakılınca, kamuoyunda haklı bir tepki ortaya çıktı. Bu tepki üzerine polis bu saldırganları yeniden gözaltına aldı ve yeni baştan sorgulamaya başladı. DTP’lilere ve bazı solcu gruplara karşı son yıllarda birçok kez linç girişiminde bulunuldu...
Dün sabah gazeteye geldiğimde deneyimli muhabir arkadaşımız İsmail Saymaz’la linç girişimleri üzerine bir değerlendirmede bulunduk.
İsmail, bu tür olayları yakından izleyen bir gazeteci olarak, linç girişimlerinde ‘hakkın’, ‘hukukun’ pek geçerli olmadığı yönündeki gözlemini aktardı.
Örneğin, bu tür olayların çoğunda, eğer ortada bir cinayet yoksa, saldırganlardan kimse tutuklanmıyor. Tersine, saldırıya uğrayanlar mağdur ediliyor, tutuklanıyor, mahkemelerde süründürülüyor. İsmail, çok yakından izlediği İzmir Seferihisar ilçesinin Ürkmez beldesinde dört yıl önce yaşanan gelişmeleri şöyle özetledi:
İzmir Seferihisar’e bağlı Ürkmez’i, dört yıl önce yangın yerine çeviren gerilimin sebebi basit bir park yeri kavgasıydı. Hatalı park eden araçtan biri Diyarbakır plakalı, araçtan çıkıp jandarma trafik eriyle tartışanlar Diyarbakırlı olunca, önce ‘PKK’lılar asker dövdü’ söylentisi yayıldı, ardından bütün belde 5 kişinin üzerine çullandı.
Beş kişi, “Biz Kürt bile değiliz. Arapız” demelerine rağmen, linçten kurtulamadıkları gibi tutuklandılar da. Adliye binası önünde ve cezaevine götürülürken bir grup saldırgan onları linç etmeye kalkıştı. Jandarmada, “Slogan atıp sopa ve bıçakla saldırdılar” diyen 38 tanık, savcılıkta, “Görmedik, biz duyduklarımızı anlattık” dediler. Beş mağdura yapılan haksızlık bununla da sınırlı kalmadı: Kamera görüntülerine ve tanıklara rağmen linççilerden sadece bir kişi yargılandı, o da beraat etti. O beş mağdurun yargılandığı dava birkaç ay önce bitti. Mağdurların ikisi ‘memura direnmek’ten mahkum oldu, üçü ise beraat etti. Yattıkları yanlarına kar kaldı. Üstelik tazminat isteme ya da AİHM’ye başvurma yönünde bir girişimde de bulunmadılar. Çünkü hâlâ korkuyorlar...
***
Son dört yılda, gazetelere intikal eden bizim hesaplayabildiğimiz 41 linç girişimi var. Bunların bir kısmını hafızamızı tazelemek için hatırlatıyorum:
6 Nisan 2005: Trabzon’da bildiri dağıtan TAYAD’lılar linç edilmek istenmişti. Saldırganların omuzlarda taşındığı sahneyi hatırlıyor musunuz?
12 Nisan: Sakarya’da, TAYAD’lılara yapılan saldırıları protesto için bildiri dağıtan beş genç, yüzlerce kişi tarafından linç edilmek istendi.
6 Eylül: Gemlik’te yapılması planlanan mitinge katılmak için Güneydoğu’dan yola çıkan otobüsler Bozüyük’te saldırıya uğradı, otobüslerdekiler yakılmak istendi, yüzlerce kişi yaralandı.
25 Şubat 2006: İzmit’te bayrağı tekmelediği iddia edilen bir genç linç etmeye kalkışıldı.
8 Nisan: Isparta’da bildiri dağıtan gençlere PKK’lı oldukları iddiasıyla saldırıldı.
21 Mayıs: İzmir Kemalpaşa’da çıkan olaylar yüzünden 100 Kürt ilçeyi terk etmek zorunda kaldı.
29 Ağustos: Konya Bozkır’da bir Kürt işçi linç girişiminden son anda kurtarıldı, 25’i ilçe dışına çıkarıldı.
7 Eylül: Sakarya Akyazı’da fındık işçileri ‘Terörist Kürtler’ diye saldırıya uğradı. Gözaltına alınan, işçiler oldu.
5 Haziran 2007: Sakarya’da Ahmet Kaya tişörtü giyen iki işçi yüzlerce kişi tarafından linç edilmek istendi.
30 Aralık: Sakarya’da PKK’lı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 20 kişi muayene için götürüldükleri Erenler Sağlık Ocağı’nda linç edilmek istendi.
27 Nisan: Sakarya’da ‘Barış ve Kardeşlik Şöleni’ düzenleyen DTP’lilere saldırıldı, salonda bir kişi kalp krizi geçirerek öldü.
3 Eylül: Mersin Tepeköy’de şeftali toplamaya giden çoğu kadın 150 Kürt işçi, saldırıya uğradı.
1 Ekim: Balıkesir’in Altınova beldesinde gençlerin sataşmasıyla başlayan ve iki kişinin ölümüyle sonuçlanan kavganın ardından beldedeki Kürtlerin evleri ve işyerleri taşlandı, arabaları yakıldı.
19 Mayıs 2009: Sakarya Akyazı’da fındık işçilerine yönelik saldırıda bir işçi öldürüldü, ikisi ağır yaralandı.
15 Ekim: Sakarya Arifiye’de dolmuşta telefonda Kürtçe konuşan Halis Çelik, ‘Burası Türkiye Kürtçe konuşamazsın’ diye linç edilmek istendi.
13 Kasım: Tekirdağ Hayrabolu’da Kürtçe konuştukları için saldırıya uğrayan işçilerden ikisi ağır, altısı yaralandı.
22 Kasım: İzmir’de DTP konvoyuna yapılan saldırıda 20 kişi yaralandı.
26 Kasım: Çanakkale Bayramiç’te 2 bin 500 kişi Kürtlere saldırdı.
***
“Bu olaylara müdahil olan linççilerin acaba kaçı sorgulandı, tutuklandı, yargılandı? Kaçı ceza aldı?” diye sorduğumuzda, epey moral bozucu bir tabloyla karşılaşıyoruz... Çoğu örnekte linççilerin ceza almadıklarını, hatta bazı durumlarda tam tersine mağdurların cezalandırıldığını görüyoruz... Örneğin Sakarya’da bugüne kadar onlarca eylemi örgütleyen, ölümlere ve yaralanmalara yol açan saldırganların kaç tanesi ne kadar ceza aldı sizce?
Devlet güçlerinin saldırganları koruyup kollamak yönünde gösterdikleri eğilim ortada. Zaten olayların bir kısmının da devlet içindeki güçler tarafından örgütlendiği sır değil. Linç, kimi çevreler tarafından, bir ‘devlet politikası’ olarak tanımlanıyor. Linç olayları ve linç olaylarından sonra gerçekleşen hukuki süreçler, Türkiye’deki sistemin içerdiği haksız ve vahşi boyutları, en tipik şekilde gözlemleyebildiğimiz alan. Linç olaylarının sosyal psikolojisi üzerine birçok farklı değerlendirme yapmak mümkün. Coğrafyamızda linç olgusunun oldukça derin tarihsel kökleri var.
"Önlem almak"tan bahsetmek konusunda ustayız ama iş özellikle solculara ve Kürtlere yönelik linçlerin önlenmesine geldiğinde bu ustalık kesinlikle eyleme dönüşmüyor. Bu anlayış (hangi stratejik faktörlerden ötürü olursa olsun) sürdürüldüğü sürece, linç olaylarının devamı gelecektir...
Oral Çalışlar Radikal gazetesi 18.12.2009
|